İçeriğe geç
  • Dolar 49,7746 ▲ %0,08
  • Euro 55,8683 ▼ %0,14
  • Sterlin 66,6848 ▼ %0,14
  • Gram Altın 6.384,76 ▼ %0,62
  • Çeyrek Altın 10.560,44 ▼ %0,55
  • Gümüş 86,16 ▼ %1,20
  • Bitcoin 4.010.866 ▼ %1,14
  • BIST 100 11.116,99 ▼ %0,92

Kapadokya & Turizm

Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu'na emek ödülü verildi

Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu'na emek ödülü verildi

29. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali'nde Emek Ödülü'ne layık görülen Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu, tiyatronun otosansüre karşı direnç ve yüzleşme alanı olması gerektiğini vurguluyor.

20-30 Kasım 2026 tarihleri arasında 29'uncusu gerçekleştirilecek Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali'nin bu yılki Emek Ödülü, Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu'na takdim edilecek. Ödül gerekçesinde, İpşiroğlu'nun Türkiye'de tiyatro kuramı, dramaturji ve yaratıcı drama alanlarının gelişimine öncülük ettiği; yapıtları, akademik araştırmaları ve eleştirel bakış açısıyla tiyatronun düşünsel zeminini ve seyirci kültürünü onlarca yıldır zenginleştirdiği belirtildi. İpşiroğlu'na ödülün, çağdaş Türk tiyatrosuna sunduğu paha biçilmez katkılar ve tükenmeyen emeği dolayısıyla verileceği açıklandı.

BirGün'de yayınlanan habere göre, festival kapsamında kendisiyle yapılan söyleşide İpşiroğlu, Türkiye'de tiyatronun mevcut durumunu otosansür, eleştiri ve yüzleşme boyutlarıyla değerlendirdi. İpşiroğlu, zorlu koşullara rağmen tiyatronun ayakta kalma mücadelesini sürdürdüğünü, özellikle küçük tiyatrolardaki hareketlilik ve yeni arayışların umut verici olduğunu ifade etti. Batı'da tiyatronun izleyici kaybı korkusuyla yeni projeler üretirken, Türkiye'de tiyatroya ilginin sürekli olduğunu ve tutan oyunların yıllarca sahnede kaldığını belirten İpşiroğlu, kendi eseri 'Lena, Leyla ve Diğerleri'nin farklı kentlerde uzun süre sahnelenmesini buna örnek gösterdi.

Yaşanan ortamda tiyatrolarda otosansürün yoğun biçimde işlediğine dikkat çeken İpşiroğlu, izleyicinin kendi sorunlarını gündeme getiren, doğrudan dokunan oyunları görmek istediğini ancak savaş, göç, ırkçılık ve ekonomik eşitsizlik gibi temaları işleyen belgesel tiyatro, kişisel öykü ve tanıklıkların azınlıkta kaldığını vurguladı. Tiyatro Eleştirmenler Birliği'nin politik çizgideki oyunları teşvik etmek için verdiği Genco Erkal Özel Ödülü'nün bu yıl sahibini bulamamasına değinen İpşiroğlu, ataerkil düzenin gündelik yaşamda nasıl üretildiğini gösteren sağlam dramaturjili ve estetik açıdan etkileyici oyunların da yetersiz kaldığını dile getirdi. İpşiroğlu, tiyatronun birlikte yaşama, direnme, düşünme ve alışılmış görme biçimlerini kırıp sorgulama alanı olduğunu, bu gizil gücün geliştirilmesi gerektiğini savundu.

Tiyatro eleştirisi ve eğitimindeki temel sorunlara ilişkin görüşlerini de paylaşan İpşiroğlu, yıllar önce yayımladığı 'Eleştirinin Eleştirisi' kitabıyla klişe eleştirileri açığa çıkardığını hatırlattı. Aradan geçen sürede eleştiri anlayışının değiştiğini, Tiyatro Eleştirmenler Birliği'nin çıkardığı Teb Oyun dergisi ve web sayfasındaki yazıların, hazır yargılar yerine anlamaya, yorumlamaya ve değerlendirmeye dayalı bir alımlama sürecini yansıttığını belirtti. Mimesis ve Tiyatro gibi diğer dergilerde de benzer bir dönüşümün gözlendiğini kaydeden İpşiroğlu, eleştiri anlayışının olumlu yönde evrildiğini düşündüğünü ifade etti.

Doksanlı yılların başında İstanbul Üniversitesi'nde kurduğu Dramaturji ve Tiyatro Eleştirmenliği Bölümü'nün amacının tiyatroda düşünselliğin temellerini atmak olduğunu belirten İpşiroğlu, o dönemde dramaturji kavramının bile bilinmediğini aktardı. Zamanla tiyatrolara yön veren dramaturglar ve eleştirmenlerin yetiştiğini, toplumsal cinsiyet ve çocuk tiyatrosu gibi konularda yeni yayınlar ve araştırmaların yapıldığını söyledi. Tüm bu olumlu gelişmelere karşın, tiyatroda düşünsellik alanında kat edilecek daha çok yol olduğunu vurguladı.

Kadınların tiyatro üretimindeki yerini değerlendiren İpşiroğlu, yönetici konumların geleneksel olarak erkeklerde olduğunu ancak bu durumun yavaş yavaş değiştiğini, kadın yönetmen sayısının az da olsa artış göstermesinin olumlu olduğunu belirtti. Kadın deneyimlerini merkeze alan ve düşünsel temeli olan oyunların sayısının hâlâ çok az olduğuna işaret eden İpşiroğlu, bu konuda otosansür ve çekingenliğin devreye girdiğini, tiyatrocuların neyin sahnelenebileceğine dair kaygılarının yaratıcı süreci daha oyun üretilmeden belirlediğini gözlemlediğini aktardı. İpşiroğlu, kendi oyunları olan ve çocuğa cinsel taciz ile istismarı ele alan 'Babalar, Amcalar ve Diğerleri' ile yeni bir erkeklik anlayışını sorgulayan 'Erkeklik Hapishanesi'nin hâlâ yönetmen ve yapımcı bulamadığına dikkat çekti.

Tiyatro aracılığıyla sorunlarla hesaplaşma ve yüzleşme kültürünün yeterince yeşeremediğini düşünen İpşiroğlu, tiyatronun gerçek gücünün yalnızca oyun üretmekten değil, toplumun görmekten ve konuşmaktan kaçındığı sorunları görünür kılmaktan geçtiğini söyledi. İpşiroğlu, tiyatronun yalnızca gösteren değil, alışılmış düşünce biçimlerini sarsan ve başka türlü bir yaşamın mümkün olup olmadığını sorgulayan bir alan haline gelmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

TürkAta Haber Ajansı
İç Anadolu Gündemi

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…